Soluk Hilkât Pırlantası - Aldanışlar

''Yâ eyyuhel insânu mâ garreke bi rabbikel kerîm. Ellezî halakake fe sevvâke fe adelek. Fî eyyi sûretin mâ şâe rekkebek.''

''Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı?''

İnfitar 6-8

İnsan eşref-i mahlukattır.

Hata yapma lüksü içinde doğrulara uzak kaldım ve kendi içimde kendime dair her tuzaktan bîhâber, içi boşlukla dolu yıllar harcadım. Bir çok hayale raptolmuş ve yarım kalmış bir şiirdim hep ve filhakika her hayal ile gerçeklikten uzaklaşan bir hayalperest..

Birbiri ardınca sürünegelen her günüm, düne hiç bir iz bırakmayan ve buradaki vaktimi nihayete erdirecek olan birer zaman dilimi oldu yalnızca. Bunu burada sizlere bu şekilde açıklamak ne de kolay...

Lâkin tam aksine, kalbimde birden cereyan eden hesap gününe dair her hayalde, nefesten yoksun müşkül halimi sizlere arz etmek ne de zor..

Aldandığım masiva şimdi geçmişimi işgal etmiş birer gölge. Gölge sûretine bürünmüş her fücûr dolu amelim ise mütemadiyen güneşimi örtmekte.

Güneş..

İç muhasebesiyle günü kurtarmışların dışında bir de, iç sesinde boğulup sıkıntılı gündönümüne raptolmuşlar var.

Ya doğar o an günah dolu bir kalbe güneş, yahut yine son bulmaz aldanışlar ve yaban kalır şuâlar..

Bu yaşıma geldim.

Geldim ve aldanmışlığa adanmış bir ömrü sarf ettim. Her mahcub varlık gibi utangaçlığı yüzüme zerk ettim. Ya bilmedim gaye-i hayatı, ya da bilsem de görmedim. Ya sevmedim bu dünyayı, ya da sevsem de kendimi zâyi ettim.

Ve ben dua da ettim.

Dualar..

Her daim bende olan Rabbin dualarıma cevap suretiyle gönlümde yer etmesine de tanık oldum, mutlak ve mutlak sûretle aciz bir kulun bu cevaplarına nankörlüğüne de.

Eskaza mutluluğa rast geldiysem de ya kendimden bildim bunu, yahut bahşedeni unuttum gâfilâne.

Kırık dökük bir yüzyıl var içimde ve aldanmışlık ruhumun her zerresinde...

Vakit dolsa diyorum göç etsem birden

Lâkin Âkif düşer aklıma ''kımıldamıyorsan yerinden; kalsan da bir, ölsen de''...