Bolu'daki üniversite maceramın sonu ve aibü hocaları

2008'den beri devam ettiğim okul sonunda bitti. 2006'da Fatih Üniversitesi ile başlamıştı kampüs hayatım. Bir yıllık İngilizce hazırlık sonrası kayıt sildirip 2008'de yeniden ÖSS (o zamanki adı neydi hatırlamıyorum başka bi' üç harfli de olabilir) sınavına girmemle de Bolu hayatım başlamıştı. İlk yıl defter kitapla haşır neşir olmayışım sonrasında bir anda kontrpiyede kalmıştım. Şuydu buydu derken toparlanmaya başlamıştık ki, sonunda uzatmalı da olsa bitirmek nasip oldu okulu.

Neydi benim için okul? Her türlü insanı tanıma fırsatıydı. Koca bir 5 yılın nasıl ziyan edilebileceğine dair yeni bir yol öğrenmemi sağlayan yerdi. Arkadaşlığı, kardeşliği öğrenmemi sağlayan bir enstrüman, bir amaç sahibi olmanın gerekliliğini idrak etmemi sağlayan merci idi. Ama en önemlisi "bitti şu lanet okul" dedirten yerdi :)

Lafı evirip çevirmeye gerek yok. Gerçekten de geleceğim adına pek birşey kazanmadığıma inandığım bir beş yılı, mecburen uğrunda harcadığım bir okul oldu İBÜ benim için. Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği bölümünde okuyan bir arkadaşım var. Fakültesine gitmiştik. Hocalarıyla iletişimi, sohbet muhabbetleri, oturup kalkmaları, birlikte çay çorba içmelerini görünce "işte böyle bir eğitim hayatı ardında unutulmaz birçok anı bırakır" demiştim kendi kendime.

Bizim hocalarımız, kapısına vurulduğunda içeriden "kimooo" diyor :) Sanki adam yiyeceğiz :) Sonrasında da genellikle "ne var, ne oldu" ya da "müsait değilim" diyor. Herkes yapmıyor tabi ki bunu. Ama adının önüne koccaman bir "profesör" ünvanı almışsa yaşlı başlı bir insan, en azından o ünvanın hakkını vermeye çalışmalı. Öğrenci eşşek de olsa, eşşek oğlu eşşek de olsa, bir hoca olması gerektiği gibi davranmalı.

Sözün özü, inşallah hocalarımız bir şekilde bu yazıyı okur ve benim içimde ukde olarak kalan öğrenci-hoca ilişkisini sonraki yıllarda yeni öğrencilerin hissetmesine engel olur. Yiğidi öldür, hakkını yeme demişler. O yüzden üzerimde emekleri olduğuna inandığım hocalara da teşekkür etmem lazım :)

Harun Hoca gibi bir adam insanın yalnızca eğitim hayatında değil, ömründe bile karşısına çıkacak sayılı kişilerdendir benim için. Öğretme aşkının bu denli yoğun olduğuna inandığım fazla kişiyle tanışmadım. Matematiği gerçekten sevdirmek için çırpınan, öğrencinin düzeyine inen bir hoca... Allah ondan razı olsun.

"Şirin Baba" olarak gördüğüm Cesim Hoca'yı da es geçemem. Hep gidip sarılasım gelmiştir kendisine :) Öğrenciye elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalıştığına inandığım, ama öğrenci milletinin soyut matematiğe olan zaafının hocamızın bu özelliğinin görülmesini engellediğini düşünüyorum. İnşallah "Cesim Hoca şöyle, Cesim Hoca böyle" diyen arkadaşlar da bunun farkına varır en kısa sürede :)

Tatsız pek çok anım olsa da, Tahire Hoca da dersi anlatmayı bilen (yani benim idrak düzeyime inerek anlatabilen demem daha doğru olur :)) az sayıdaki hocadan biri. Öğrenciyi küçük gören bi' üslubu olsa da, dersi çok güzel anlatıyor olmasından ötürü ilk yıl birçok derse girmememe rağmen, soyut matematik dersine keyifle giriyordum.

Bölüm başkanımız Zafer Hoca da aklımda hep nezaketi ve insani yönü ile kalacak. İtiraf ediyorum; öğrenciler olarak anlattıklarından hiçbir şey anlayamıyoruz. Çünkü ondaki ufuk ve bilgi bizde yok. Ama öğrenciye elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışması, öğrenciyle iletişimi ve not konusunda kimseyi zorda bırakmamaya çalışması, onu biraz ayrıcalıklı kılıyor benim için :)

Ömür Hoca'ya da teşekkür etmem lazım sanırım. Öğrenciler dersi sevdiği ve gereken özeni gösterdiği takdirde melek gibi birisi... Onu tanıyan pek çok kişiye garip gelecek bu teşekkür belki de ama dersi gerçekten çok güzel anlatıyor. Sağı solu belli olmasa da, ders anlatışı itibariyle hep aklımda kalacak hocalardan biri sanırım :)

İsmail Hoca da okuldaki en baba adamlardan galiba :) O da öğrenci milletine olan yardımlarından ötürü çok dua alıyordur herhalde.

Ayrıca öğrenciye karşı her zaman nezaketle yaklaşan Serpil Hoca'ya da teşekkür ederim. Odasına gitmek suretiyle sorulan her soruya müfredatı çıkarıp oradan cevap vermesi de ileride hatırladığımda tebessüm etmeme sebep olacak muhtemelen :)

Öğrencinin en çok sevdiği hocalardan biri de Erol Hoca'mız. Sağolsun hem not verirken cimri davranmaması, hem de not dağılımını adaletli şekilde yapması, not konusunda eli bol olan Yusuf Hocamız'dan onu kalın bir çizgiyle ayıran en belirgin özelliği muhtemelen.

Bende iz bırakan hocalar ve sebepleri yukarıdaki gibi :) Aklıma gelen, yaşadığım onlarca kötü olay var. Anlatsam belki onlarca yazı çıkar ama gerek yok. Dönem içinde çok defa kapısına gidip teşekkür etmek istediğim hocalardı bunlar bazı özelliklerinden ötürü. Ama hep "belki not beklentisine girdiğimi düşünürler, yanlış anlarlar" diye hiç yapamadım. Şimdi mezun olduğuma göre yazabilirim.