Elmaydı Armut Olmuş

Merak ediyorum. Ettikçe daha da çok hırs yapıyorum. İçinde bulunduğum aşırı duygusallaşmanın yol açtığı hırsı, azim diye adlandırıyorum. Ama bu adlandırmada bir şeylerin yanlış olduğu apaçık meydanda. Yada biz insanoğluna öyle geliyor. Yüce Hamlet'in üçüncü sahnesinin, ikinci perdesinde; kralın hasta olduğu yazılmış, bunun nedeni olarak da " HİDDET " gösteriliyor. Okuduğum bölümün sonunda hiddetin ne olduğunu soran arkadaşlarımdan birinin kafasına kitabı fırlatmıştım. Sonrasın da hayatında görüp görebileceği en iyi açıklayıcı olduğumu söyleyip övünmüştüm. Sevgili arkadaşım o günden itibaren kafasından öfke sözcüğünü atıp yerine hiddet sözcüğünü yerleştirdi. Bu benim için büyük bir olay olmamıştı tabii ama Hamlet için heyecanlı bir an olmuştu. Şimdi asıl konumuza gelelim. Bugün -ÖFKE- diyoruz. Neden öfkeleniyoruz? Neden öfkelendiğimiz kişinin zeka durumu hakkında çeşitli tanılarda bulunuyoruz? Sonuçta gerçek anlamda (tıbben kanıtlanmış olarak) zekasında bir problem olan insanlara bağırmamız doğru mudur sorusunu kendimize sormamız gerekir. Tabii çoğunuz " Ne alakası var şimdi bununla? " diyeceksiniz. Bende sizlere asıl olarak bu soruyla alakası olduğunu söyleyeceğim. Günümüzde ki duygusal nöbetlerin çoğunun altında öfkelenme durumu vardır. En azından benim gözlemlerin bu yönde. Öfkeleniyoruz, gereksiz yere kornaya basıp bizi rahatsız eden sürücüye. Öfkeleniyoruz pazardan aldığımız kirazların çoğunun ezik çıktığına. Televizyonu açtığımızda öfkemiz iki kat daha artıyor. Sürekli uzayan davalar, birbiri ardına yapılan savaşlar, yapılan zulümler. Bunları gördükçe okudukça üzüldüğümüzü sanıyoruz. Ama bariz bir şekilde kendimizi kandırıyoruz. Kim istemez bir haber bülteninin çiğ taneciklerinden bahseden bir şiir ile bitmesini, herkes ister. Merak etmeliyiz; neden öfkemizi saldırganlıkla dindirmeye çalışıyoruz. Cevap vermeliyiz; hem kendimize hem insanlığa. Çünkü bu sorunun cevabına yerleştirdiğimiz bir virgül bile, bazılarımızın işine yarayabilir. Şu anda örnek bir cevap verebilirim ben. Hatta cevaplar verebilirim. Birincisi kitap okuyun. Her okuduğunuz kitapta öfkelenen bir bireyin kendini nasıl sakinleştirdiğini göreceksiniz. Belki okuduğunuz 10 kitapta kendi öfkenizi yenmenin bir yolunu bulamayabilirsiniz. Ama 11. kitapta kesinlikle bir şeyler göreceksiniz. İlerledikçe " Adam/kadın işi biliyor " diyeceksiniz. Demelisiniz. Çünkü kitap, çoğu insanın yaptığı gibi sadece gece yatmak üzere okumak için ele alınan veya bulundurduğu fantastik ögelerle ticari amaçlar uğruna yapıldığı izlenimi veren, ağaçlarımızın kesilmesine neden olan bir şey değildir. Öncelikle her şekilde ders almamız gereken varlıklardır. Varlık diyorum çünkü her kitap bence nefes alır, yemek yer. Sabah okuduğunuz bir cümle akşam yemeğinde tavuk budunu mideye indirirken aklınıza gelmişse, kitabımıza afiyet olsun demeliyiz. Eğer ki hemen bir bastırılmış öfke durumu görmek istiyorsanız da Alison WEIR'in Leydi Elizabeth kitabını okumanızı öneririm. Başlangıç olarak hafif ve eğlencelidir.Zaten kitabı bitirip kapağını kapattığınız da diğer öfkeli leydileri görmek için bütün bir İngiltere'nin konu alındığı kitaplara saldıracaksınız.

Son olarak, yemeğe başladığınız elmanın armut olarak bitmesini istemiyorsanız, öfkenizi dizginleyip zararla oturmamayı öğrenmelisiniz.