Herkes gibi hayalleri peşinde koşan haylaz bir çocuğum ve benimle beraber büyüttüğüm hayalim olan "Mutluluğa Elveda" kitabini yayınladım. Darısı bana eşlik edecek yeni ârkadaşlıklara... [...]
Falçata Ahmet

Bir varmış bir yokmuş diye başlayan hikayeleri dinleyerek aslımızdan uzaklaştık...Şimdi var olan bir köyün var olmayan bir hikayesini anlatmak isterim size.

Bu köyde geçimin sağlanması için karşı köyün ağasının pamuk tarlalarına giderlerdi. Bu köyün de ağası vardı elbette, ama kan davası miras kavgası bu yıl ekim-biçim işlerini aksatmıştı köy halkının. Köy halkı diğer köyün pamuk. Tarlalarına gitmek için her gün iki köyü kesen dereden geçerek işe giderlerdi. Pamuk tarlalarına her gün anneler, babalar, kız kardeşler, abiler , ablalar, hamileler ve yaşlılar giderdi. Kimileri pamuğun altında can çekişerek öldürdü, kimileri aşklarını halka duyurur kız isterler, kimileri de oldukları pamuk tarlasında doğum yapardı. 

Yine günlerden sıcak bir yaz gününde pamuk tarlasında büyük bir çığlık kopmuştu, herkes işi bırakıp sese gittiklerinde küçük bir kız çocuğunun doğduğunu gördüler. Annesi kızını göremeden, ona sütünden veremeden olduğu yerde son nefesini vermişti. Kadının kocası gözyaşlarıyla kızını alırken kucağına, adını orada bulunan tüm köy halkına duyurmuştu Cemre diye, içindeki ateşi kızıyla somutlaştırmıştı. En kötü tarafı da iş üzerindeki ölümün, ölüm olsa bile vazgeçilmez yapılan işten...

Karısını toprağa verdikten sonra kızı için  çalışmaya de am etmişti koca yürekli adam. Ii bittikten sonra kucağına kızını alınca kor alev daha da yanmaya başlamıştı, nehirden geçerken göğsüne dokunan su onu rahatlatmış olsa ki bırakmıştı kendini nehrin soğuk sularına.. O gün hem yetim hem öksüz kalmıştı Toprağa düşen Cemre.

Sahiplenmişti nihayetinde köy halkı doğan ateşi , genç bir kız olunca da baş göz etmeye kalkıştılar nihayetinde, göçmen gelen bir ailenin serseri oğlu "Falçata Ahmet'e" yanmıştı yüreği. Sevmişti serseri ruhlu kanlıdeliyi...

Onu sahiplenen köylüler, köyden birisiyle yüz göz etmeye başlamıştı oysaki kaç kez denediyse de Cemre yine de olmadı, yıldızların çok parlak olduğu bir gece Cemre koşup gelmiş Falçata Ahmet'in yanına anlatmış durumu tek tek. Sevmelerden başlayarak hayatın güzelliklerine kadar bütün gece anlatmış hayallerini. Her anlattığında da gecenin yıldızlarının gözleri dolmuş parlamışlar içten içe.

Gülmüş Falçata Ahmet sonra da anlatmaya başlamış,

"Hayatta neyden vazgeçtiysem bana yeni bir şey katsın diye. Bedenime çizdim tıpkı hayatın anlıma attıkları çizikler gibi. Senin için atacağım çizik ömrüme son verecek bilmelisin."

Cemre bunları duyduktan sonra ağlayarak gider elbette, Falçata Ahmet de köylünün layık gördüğü adamı sokak sokak arar durur. Ücra bir sokakta rastladıktan sonra elindeki Falçata ile korkutarak onu nehre götürür, öleceğini düşünür öncelere genç çocuk. Ağlayarak ilerler Arkasındaki Falçata ile...

Vardıklarında nehre konuşmaya başlar Ahmet. Sıkı sıkı tembihler genç çocuğu üzmesin diye gönlüne düşen Cemre'yi. Ağlayarak dinler genç çocuk neden ağladığını bilmeden, şahit olduğu sevdaya mı ağlar yoksa korkusundan mı kestiremez bir türlü... Sonunda açar Falçata Ahmet göğsünü son çiziği de atar kalbinin ortasına kanayan yarasına aldırmadan, çeker gider usul usul bir daha da kimse rastlamaz böyle kanlıdeliye...

Falçata Ahmet başlıklı yazı Deniz Yiğitdöl tarafından 08 Ağustos 2016 Pazartesi, 06:13 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir. İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bu yazıya 0 yorum yapıldı.

Hey Sen! Hadi yorum yap...

Cevap yazdığın kullanıcı: Fatih Emre