Hoşgörü

   İnsanlığın ekmek ,su misali ihtiyacı olan "Hoşgörü" den konuşası var dilimin. Ne varki Felsefecilerin, Sosyologların, bilirkişilerin sözünü kesmeden okutmak isterim. Böyle alengirli konular rövanştayken söz sahibi de olmak lazım. Hoşgörünün yaşadığımız toplumu  medeni ve çağdaş kılacağını bir tek ben mi düşünüyorum? Eğer öyleyse bu paragrafın reaksiyon alamayacağı her halinden belli. Ben yine de bizleri bilmem kaç adım ileri götürecek bu analizi yaptım ve bizlere hoşgörüyü ,saygıyı yakıştırdım. Fikir ayrılıkları, fiziksel kusurlar, mezhep farklılıkları vs. hep bir çeşitlilik mevzu bahsi. Yediden yetmişe farklıyız. Halbuki farklılıklarımızı fıtrat varsayıp bilgi kapasitemizi, tecrübelerimizi elekten geçirip eleğin içinde kalan yapıta fikir adını versek yediler de yetmişler de bir nefes alacak. 

   Thomas More, Rönesans'a hoşgörü felsefesiyle omuz atmış. Böylesine bir yargının çoktan nelere kadir olduğunu gözümüze gözümüze sokmuş. Şimdi 21.yüzyıla dönüp öğrenci bir genç statüsüyle bakıyorum da vay halimize. Herşeyi kategorize ediyor sadece kendi kategorimizle muhattap oluyoruz. Otodidaktlık şöyle dursun okuldaki akademik başarımızı bile değerlendiremiyoruz, bildiklerimizi insanlar üstünde pratikleştiremiyoruz. Bir fazlasını öğrenmekten aciz kalıp bazen de bildiğimiz halde yapmıyoruz. Birbirimizle ancak maddi manevi benzerliklerimizle iyi ilişkiler kurabiliyoruz. Biri ,biraz marjinal olsun kendini kapı dışında buluyor. Aykırılığı bir türlü iyi itibar sahibi olmasına ,saygınlık kazanmasına fırsat vermiyor. Hoşgörülmüyor, horgörülüyor! 

  Biz de "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyoruz. Kendi çizdiğimiz sınırların esiri oluyoruz. Sınırı kaldırıp yılan tabirlileri içimize almıyoruz. İçeri girmeleri yasak olduğu gibi birde bizler tarafından aşağılanıyorlar.O yılan nasıl yaşasın? Hayır efendim, sana dokunmayan yılan hiç yaşamasın. İşte hoşgörü bunun için lazım. Saygı; nezaket değil haktır. Bizim bunu öğrenip öğretmemiz lazım bilmem kaç adım ötesi için...