Sansürün Tarihi: Osmanlı Devleti'nde Sansür

Tarihi milattan öncesine kadar dayanan sansür, şiddetini azaltsa da, modern dünyaya kadar ulaşmıştır. Milattan önceki tarihlerden bugüne kadar, yönetici kadro fikirden ve fikirlerin yazılı olduğu yayınlardan korkmuşlardır. M. Nuri İnuğur’un basının önemini ve sansürün nedenini belirten söylemi; “Bilindiği gibi kültür, sanat ve düşüncenin gelişmesine, yaygınlaşmasına öncülük eden (kitap, dergi, gazete vb.) basındır. Diğer anlatımla basın toplumun kulağıdır, sözcüsüdür, aynasıdır. Devlet yetkesini elinde tutan güçler, düşünceyi ve basını baskıyla denetimde tutmaya çalışmışlardır.”* şeklindedir. Yine bu söylemi destekleyici nitelikte, Fransa imparatoru I. Napolyon,“Eğer basının dizginlerini elimden kaçırırsam, iktidarda üç aydan fazla kalamam”demiştir.

Osmanlı’da sansürden bahsetmeden, önce şunu bilmek gerekir: Osmanlı’da sansür uygulamaları oldukça geç başlamıştır. Bunun nedeni ise Avrupa’da 1444’te icat edilen ve yaygınlaşan matbaa kullanımının Osmanlı Devleti’ne ancak 285 yıl sonra, 1729’da gelmesidir. Ve sadece belirli kitapların basımına izin verilmesidir. Bunun üzerinde, çeşitli meslek gruplarının işsizliğini önlemek ve şer’i kanunların etkisi olmuştur.

1794'te yabancı gazeteler çıkarılmıştır. İlk Türk gazetesi 1 Kasım 1831'de padişah emriyle yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vekayi'dir. Sultan II. Mahmud bu gazeteden beklediğini "Bu gazete, kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmama şartıyla, benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır." diyerek anlatmıştır. Bu gazetenin yayımı 1860 yılına dek sürmüş ve 1860'da tümüyle Resmî Gazete'ye dönüştürülmüştür. 1879 tarihinde bir dizgi yanlışı nedeniyle kapatılan gazete 1891'de tekrar yayımlanmaya başlamıştır. Yalnızca bir yıl sonra aynı sebepten kapatılmasına karar verildi ve 1908'e kadar kapalı kaldı. Bundan sonra birçok gazete(Muhbir, Ayıne-i Vatan, Utarıt, Diyojen, İbret, İbretname-i Alem, Hadika, Hülasat-ul Efkar, Şark ve Hayal) farklı sebeplerden kapatılmış ve birçok gazeteci sürgüne gönderilmiştir.(Namık Kemal, Ahmet Mihthat Efendi, Ebuziya)

Bu uygulamaların devamında Osmanlı yönetimi, basına yönelik baskı ve sansür uygulamalarını giderek kurumlaştırıyordu. 15 Şubat 1857’de çıkarılan “Basmahane Nizamnamesi”nin 1. maddesine göre kitap ve gazete çıkarabilmek için önceden bağlı bulunduğu Valiliğe başvurulacak. Valilik de basılacak kitabı “Maarif Meclisine” (Milli Eğitim Komisyonuna) ve Zaptiyeye (Emniyet) bildirecektir. Bu komisyonlar kitabı inceleyecek. Sakıncalı görülmeyen kitaplar bu kez Saray’a gönderilecek. Saray izin verirse kitap basılacak. Aksi halde kitabın basımı yasaklıdır, cezalıdır.***

Osmanlı yönetimi bunca yasak ve sansürle yetinmemiş; Sadrazam Ali Paşa’nın 5 Mart 1867’de çıkardığı “Ali Kararname”siyle sansür ve yasaklar katlanarak artmıştır. “Ali Karanamesi’nde:“İstanbul’da yayınlanan gazetelerin bir süreden beri kullandıkları dil ve tuttukları yol ülkenin genel yararına aykırı aşırılıklar içerdiği, devlete bile dil uzatanlar, fesat aleti olarak bir takım zararlı fikirleri ve yalan haberleri yazanların, hükümetçe tasvip edilmediği ve bu nedenle asayişin ve ülkenin muhtaç olduğu düzenin korunması, bu kurallara aykırı davranan gazetelerin bütün devlete ve millete olan zararlarının önlenmesi için önlem alınmıştır.” deniliyor. ****

Daha sonra istibdat dönemi olarak bilinen II. Abdülhamit (1876-1908) otuz üç yıllık yönetim süresinde sakıncalı görülen ve toplatılan 150 çuval kitap, Abdülhamit’in emriyle, Şeyhülislam’ın fetvasıyla hamamlarda yakılmıştır.*****

Bunun yanı sıra matbaadan önce ortaya çıkan ve sansür uygulamasına tabii tutulan bir durum meydana gelmiştir. 16. Yüzyılda (1576), Şeriat kurallarını kabullenmedikleri için katliama uğrayan Aleviler, can korkusuyla dağ başlarına, dere içlerine sığınarak yaşam ve kültürlerini sürdürmeye çalışmışlardır. Çorum’daki Alevilere 34 adet kitap geldi ihbarı Padişaha ulaşır. Padişah, Çorum Beyi’ne (Ortapare Kadısına) gönderdiği buyrukta:“kitapların derhal toplatılmalarını, getirenlerin, alıp okuyanların bulunarak cezalandırılmalarını”buyuruyordu.**

Ve son olarak 1908 İkinci Meşrutiyet Dönemindeki sansür uygulamalarına değinirsek İttihat ve Terakki Partisi, Abdülhamit’in baskı ve yasaklı uygulamalarını hoş karşılamıyor ve eleştiriyordu. Hükümet olduklarının ilk aylarında oldukça özgürlükçü görünüyorlardı. 24 Temmuz 1908’de sansürün kalktığını, basının özgür olduğunu açıklamışlardı. Fakat İttihatçıların basın özgürlüğüne yönelik uygulamaları fazla uzun sürmedi. Kendilerine karşı olan basına sansür ve yasak uygulamaya başladılar. Önceden yürürlüğe konulan Matbuaat Kanunu’nda değişiklik yapıldı ve ağır cezalar konuldu. Hürriyet ve İtilaf fırkanın (Partinin) sözcülüğünü yapan Şehrah Gazetesi 14 kez kapatıldı.

İttihatçılar, baskı, yasak ve sansürle de yetinmediler. Bu kez karşıt gazetecileri öldürtmeye yöneldiler. Zeki Bey, Hasan Fehmi Bey, Ahmet Sami Bey, Hasan Tahsin Bey, İttihatçıların adamları tarafından öldürülen gazetecilerdir. ******

KAYNAKLAR:
* M. Nuri İnuğur, “Basın ve Yayın Tarihi”, s.95
** Ahmet Refik, “16. Yüzyılda Rafızilik ve Bektaşilik”, s.35,
*** Cevdet Kudret, “Abdülhamit Devrinde Sansür”, s.83, 85, M. Nuri İnuğur, a.e.g., s. 200, 208;
****M. Nuri İnuğur, “aeg, s.204, 207, Cevdet Kudret, aeg, 5.99-100,
***** Cevdet Kudret, aeg, s.20-23, M. Nuri İnuğur, aeg, 266,
****** Ali Birinci, “Tarih ve Toplum Dergisi” sayı:42, s.9-14, M. Nuri İnuğur, aeg, s.320-326,