Bir Paralel Yemek Hikayesi: Maklube

Bir hafta öncesinden karar almıştı ev ahalisi, teklif Kazım'dan gelmişti, bir an herkesin gözünde karanlık odayı anında aydınlatan o küçük kibrit ışığı belirdi. Sevinç ifadeleri yüzlerden yakın gözlüğü olmadan da okunabiliyordu. Misafirleri Kazım çağıracaktı ve en heyecanlısı da oydu. Kolay mı, öğrenci öğrenciyi ağırlayacaktı.

Kazım son dersinden erken çıktı ve Muzaffer'e yardım etmek için eve koştu. Misafirleri getirme işini Muttalip'e bırakmıştı. Heyecanla mutfağa daldı, Muzaffer mutfaktaki yayları gevşemiş ve asıl rengi mumla aranan kanepenin üzerinde gazete okuyordu. Kazım'ın gelişine aldırmadı bile. Kazım hemen söze daldı, 'Abi hadi başlayalım artık vakit geçiyor' dedi. Muzaffer hafif bir gülümsedi ama hala Kazım'a bakmıyordu. Kazım yerinde duramıyor ekmekten patlamak üzere olan kırışık market poşetinin üstünden ekmeklerin köşesini koparıp ağzına atıyordu. Muzaffer yazıyı bitirince kafasını kaldırdı ve 'Sakin ol be hocam bak acele işe şeytan karışır, gerçi buna karışsa daha iyi olur ya tamam hadi gidelim' dedi.

Sonra birden aklına gelen soruyu sordu 'Hocam sen arkadaşları getirmeyecek miydin ne yaptın hani nerdeler?' dedi. 'Kazım Abi, ben o işe Muttalib'i atadım sana yardıma geldim hadi çıkalım' dedi. Muzaffer liste yapmasına gerek kalmayacak kadar iyi biliyordu alınacakları. Marketten ayrıldıklarında 15 dk geçmemişti, e diğer malzemeler de zaten evdeydi...

Muzaffer kollarını sıvadı Kazım'ın hayran bakışları arasında sanki bilimsel bir formül deniyor gibi yapmaya başladı yemeği. Bir kaç saat sonra konuklar bütün odalarda yankılanan yansıma melodiyi çaldılar. Kazım hemen kapıyı açtı ve içeri buyur etti. Muzaffer de konuklara hoş geldin demek için çıktı mutfaktan. Miğferini ve zırhını giymiş elinde kılıcı olan bir askeri andırıyordu, tek fark miğfer yerine takke, zırh yerine buhardan ıslanmış üzüm temalı önlük, kılıç yerinde de kepçe vardı.

Kazım, yemeğin hazır olmasına az bir zaman kaldığı için misafirleri, tamamı kanepelerle simetrik olarak doldurulmuş geniş salona yönlendirdi. Yemek seramonisi başlamıştı. Yemek yendikten sonra çaylar geldi ve Muzaffer çayla birlikte sohbete başladı. Misafirler gözleri ile çayın dolduruluşunu izlerken bir yandan da söylenen kelama kulak veriyorlardı. Muzaffer, 'bugün size yediğiniz yemekten bahsedeceğim' dedi. Çaylara ve bardaklardaki köpüklere odaklanmış gözler bir anda Muzaffer'e çevrildi. Muzaffer ağzını çayla ıslattıktan sonra söze başladı.

'Arkadaşlar yediğimiz yemeğin, -tabiri caizse- hikmetlerini anlatacağım inşallah. Kronolojik bir sıra izleyelim daha iyi olur' dedi ve konuklardan birine; 'söyler misin, Kazım seni yemeğe davet ederken ne dedi?' diye sordu. Misafir hemen soruya cevap verdi, 'Maklube yiyeceğiz dedi.' Muzaffer hemen sözü devraldı 'işte' dedi sesini yükselterek, "arkadaşlar Maklube özel bir isim gibi değil mi? Anneniz size bu akşam patlıcan musakka var dese hemen anlaşılır, adından belli; yemeğin muhtevası patlıcan, ana malzeme bu, bir düşünün Kazım size maklube deyince aklınızda bir şey canlandı mı?"

Konuklar şaşırdı, çok güzel bir noktaya değinmişti hatip. Muzaffer devam etti, "tabi ki hayır" dedi, "çünkü maklube ismi, içeriğinden hiç bilgi sızdırmıyor. Siz davet ediliş şeklinizden özel bir yemek olduğunu anlamışsınızdır. Maklubemizin ilk özelliği ilk defa tadacak olanlara yaşattığı özel hissi ve merak duygusudur, teklif gelince anlarsınız ki bu normal bir davet değildir. Yemek hazırlanırken tepsiyi koymak ve tencereyi ters çevirmek bu da maklubeye görsel bir hava kattı ki bu anlar akıllardan çıkmaz" dedi.

Muzaffer çayını tazelemesini istedi Kazımdan ve devam etti... "Arkadaşlar bu yemek masada yenmez yenirse uhuvveti azalır, dizler ve omuzlar birbirine değecek, kaşıklar tepsiye arıların kovana girdikleri sıklıkla gidip gelecek ki uhuvvet artsın. Neden tencereden birer tabak alıp sizlere servis etmedik? Çünkü insanlar bu minik yemek gösterisini hiç unutmasın görsel bir şölen olsun istedik" dedi ve devam etti sözlerine... "Sadeliğinin yanında içeriği de zengin bir yemektir hani... Havuç, kuş üzümü, bezelye, patates, et her şey var bu özel pilavda. Bu yemekte kimseye özel muamele yoktur son derece adaletli ve eşit bir yemek, misal bir tepsi börekteki iyi kızarmış gevrek kenar dilim ile ortadaki yumuşak estetik dilim ayrımını göremezsiniz. Eğer tuzu fazla ise herkese fazladır eksik ise de herkese eksiktir. Sadeliğinin avantajlarından bahsedeyim" dedi sonra Muzaffer.

"Tek çeşit olduğu için insanlar sadece onu yer, eğer sofrada yaprak sarması ve nohut yemeği olsaydı nefisler yaprak sarmasını daha çok isteyecek ister istemez bir nefisleşme olacaktı. Yapan kişiye avantajı birden fazla yemek ile uğraşmamak ve tek yemekte daha başarılı olmayı sağlamasıdır. İnsanlar bu yemeği yerken kanaatkardırlar, koca tepsiden ve tencerenin ters çevrilmesinden tüm yemeğin bu olduğu anlaşılır ve misafirler de bir beklenti içine girmez." Konuklar güldüler. "Tepsiye yukarıdan bakıldığında salata ve yoğurt şeritleri göze ne kadar hoş gözükür değil mi? Kimin ne kadar yediği de aşikardır bu sayede tatlı bir rekabet olur sizin orası zayıf kalmış ha gayret falan gibi, bu şekilde birazcık da olsa israfın önüne geçmiş oluruz."

Muzaffer çayından bir yudum daha aldı konuklar yemeği yerken düşünmedikleri bu güzel ayrıntıların farkına varıyor, Muzafferi izlerken tebessüm ediyorlardı. Muzaffer herkesi süzdü ve gözünü Kazım'a çevirdi. "Bir de günün nöbetçisine kolaylık öyle değil mi?" dedi. Kazım gülümsedi ve başını salladı. Muzaffer devam etti "sadece tepsi, tencere ve kaşıklar var. Everest dağını andıran yüksek tabak kümeleri olmayacak bugün. İşte sizi davet ettiğimiz yemeğin faydaları; eşitlik, uhuvvet, samimiyet, israfı önlemedir. Peki bunları size anlatmak için yemek yapmamız şart mıydı? Evet şarttı. Peygamber Efendimiz(sav) İslamiyet'i akrabalarına anlatacağı zaman yemeğe davet etmiştir, yemek nefsi kandırmak ve bir araya gelmek için güzel bir sebeptir" dedi ve bardağını bitirdi demliğin de dibi gözükmüştü.

Muhabbet faslı bitmişti. Konuklar ilk defa tattıkları bu güzel yemek ve dinledikleri sohbeti hiçbir zaman unutmadılar.

Ey bu yazıyı okuyacak yahut dinleyecek olan insanoğlu bil ki asıl gaye Allah'ın rızasıdır, bu yemek güzel hasletleri olan güzel bir sebeptir. Allah bizi cennette de maklube tepsisi etrafında birleştirsin inşallah.

DELİ BEYZAVİ