Eylül

Hatırlıyorum da ne kadar mutlu günler geçirmiştik biz seninle. Aslında ben geçmişi sık sık hatırlamam. Fakat ne zaman elime kağıt kalem alsam şakaklarıma bir sızı uğrar ve geçmişin soluk benizli yüzü gözlerimde canlanır. Aslında hatılıyorum demem bile lüzumsuz. Çünkü hiç unutmuyorum, unutamıyorum. Kasvetin hüküm sürdüğü yağmurlu bir eylül sabahıydı. İnsanın soluğunu bir bıçak gibi kesen okul merdivenlerinde karşılaşmıştık seninle. Fakat bizimkisi pek karşılaşma gibi değildi de sanki iki mülteci yüreğin aynı vatanda barınma isteği gibiydi.

Eylüldü, kasvetliydi ve yağmurluydu. Islanmıştın ve oldukça bulutluydu gözlerin. Saçlarından süzülen yağmur damlaları dikkatimi çekti. Ve ben o gün ilk defa küçücük bir yağmur damlası olmak istedim. O gün yüreğinin iklimi olmak istedim. Yanağından süzülen o yağmur damlalarını seyrederken kendimi karşı konulamaz bir girdabın eteklerinde buldum.

Meğer eylül olmasa, yağmur yağmasa ve Tanrı'nın insanlığa hediyesi olan Sen olmasan, ömrüm okyanus üzerine yazılmış bir kaç afilli sözden ibaret olurmuş. Meğer insan sevdiğini sahiplenirmiş. Tıpkı o gün gamzelerini evlat edindiğim gibi.

Hatırlıyorum, unutmuyorum, unutamıyorum; seni seviyorum.