Ordu Millet Anlayışı ve Türklük Kavramı

Bir zamanlar her milletin şahsına münhasır olarak ustalaştığı zanaatlar vardı. Öyle ki milletin adı anıldığında hemen akla halkının uğraştığı, usta olduğu zanaat akla gelirdi. Mesela Süryaniler deyince kuyumculuk, Yahudilerde tefecilik, Rumlarda içki yapımı v.s diyerek listeyi uzatabiliriz. Burada ülkenin coğrafi konumunun etkisinin yüksek olduğunu söylememiz gerekir. İlla ki bu zanaatin elle tutulur birşey olmasına gerek duyulmaz.

Dönem itibariyle(tarihi çağların başından itibaren) arşiv tutan milletlerin neredeyse tamamında (coğrafi konum önemli) Türklerle ilgili kaynaklarında, Türklerin adeta savaş için yaratılmış bir topluluk oldukları, savaştaki yetenekleri hakkında birçok bölüm geçmektedir. Savaş alanlarında gerçek ve rakipsiz bir otorite... Gerek Çin kaynaklarında, gerek Arap, gerek Rum, gerekse Pers kaynaklarının tamamında Türkler savaşın efendileriydiler. Öyle ki Araplar (özellikle Abbasi İmparatorluğu döneminde) Türklerden oluşan ordular kurup, onların yaşamaları için kendi topraklarında şehirler inşaa etmişlerdir.

Şu sıralar yıpranmış olan ama Türkler için hala tam manasıyla değerini kaybetmemiş ORDU MILLET anlayışı o zamanlar tüm heybeti ve ihtişamıyla ayaktaydı. Bu anlatışa göre her Türk asker doğar; eli silah tutan herkes askerdir, kadınıyla erkeğiyle... Buna birkaç örnek verecek olursak;

Abbasiler Döneminde Türkler

muharebe turk askeriTürkler'in, İslamiyet'i benimseyip toplu halde dine girmeye başlamalasıyla beraber Arap yarımadasına olan göçleri de tabii olarak arttı. (9. Yüzyıl) Dönemin halifesi Mutaasım, Türkler'in savaştaki maharetlerini bildiğinden dolayı Türkler'e kucak açarak onların Abbasi topraklarına yerleşmesine izin verdi.

Rahat edebilsinler diye şehirler kurdu(Samarra şehri). Ardından Hassa ordusu adı altında sadece Türkler'den oluşan bir ordu kurdu. Bu ordunun şanını duymayan kalmadı. Rum illerine yapılan tüm seferlerde başarılar elde ettiler. Artık Türk başbuğları hükümet üzerinde söz sahibi olmuş, istediklerini halife seçebilecek konuma gelmişlerdi. Hassa ordusu Abbasi İmparatorluğu yıkılana kadar görevlerini layıkıyla yerine getirmişlerdir. Moğol istilalarına ne Araplar, ne de Acemler karşı koymuştur. Yalnız Türkler göğüs germiştir. Ta o zamandan beri İslam'ın karakolluğunu üstlenmişlerdir.

Orta Asya dışında kurulan orduların başbuğluk mevkisi babadan oğula değil, yurttan gelen yeni komutanlara geçerdi. Böylece yozlaşma olmadan her daim heyecanlı bir şekilde fetihler ve seferler başarıyla sonuçlanırdı. Türkler'in bir diğer özelliği ise milli benliklerine her zaman sahip çıkmalarıydı. Yeni doğan çocuklarına daima Türk isimleri koyarlardı. Araplarla beraber yaşamlarına rağmen hiçbiri Arapça bilmez bilenleri ise gururundan bildiğini söylemezdi. Bu ve bu gibi şeyler sayesinde milli benliklerinden ayrılmamış, kavmi kültürlerinden uzaklaşmamışlardır.

Türkler çok çeşitli savaş gereçleri kullansalar da milli silahları ok idi. Hiç bir kavim bu silahı kullanmada Türkler kadar maharetli değillerdir. Türklerin bir diğer yaygın silahı ise kargıdır. Bu silahı kullanmadaki maharetleri oktan aşağı kalmaz. Savaş alanlarında çok çeşitli usul ve strateji bilgisine sahiptiler.

Şu anda gözünüzde savaşçı bir topluluk meydana geldi veya bazı kendini bilmezler gibi barbarlar mı?

Türklerde manevi meziyetler savaşlardaki ustalıkları gibi çoktur. Bir Türk topluluğunda saygı her zaman ilk kuraldı. Büyük-küçük kavramları oturmuş, sistem saygı ve sevgi üzerine kurulmuştu. Türkler’deki yaşa duyulan saygı onlardaki teşkilatçılık ve disiplinin temelini oluşturmuştur. Rahmetli Barış Manço'nun dediği gibi biz Türkler paralarımızın üzerine sanatçı, mimar, barış sever insanların resimlerini koyarken Avrupa insanı komutanlarının, diktatörlerin v.s gibi savaş yanlısı insanları resimlerini paralarına koymuşlardır. Türk halkı ne kadar sert mizaçlı olsa da, bir o kadar ince ruhlu ve yufka yüreklidir.

Türk Askerinin Muharebedeki Üstünlükleri

Türklerin savaş alanında diğer milletlere göre daha usta oluşları ta Halife Mutaasım döneminde kitaplaştırılmıştır. Bu eserin sahibi ünlü edip Cahiz’dir. Cahiz, bu eserinde Türklerin meziyetlerini bir bir saymış ve diğer milletlerden neden üstün olduklarını karşılaştırarak okuyucuya sunmuştur. Bunun örnekleri bir tek Cahiz’le sınırlı kalmayıp pek çok yazar ve tarihçi tarafından savunulmuştur. Bu mukayeselerin sonucunda Türkler’in ideal asker oldukları ispatlanmıştır. Türk hassa ordusunun tarihi, Abbasi hilafet tarihiyle birlikte sona ermiştir. Türkler Abbasiler’den sonra da o yörede günümüze kadar yaşamayı sürdürmüşlerdir.

Türkler Abbasiler’i yıktı mı?

Son zamanlarda özellikle Mısır hükümeti başta olmak üzere Türkler’in Abbasiler’i yıktığı, Bağdat’ı yaktığı şeklinde aslı olmayan çeşitli söylemlerle karşılaşmaktayız. Oysa ki bu söylemler ne kadar haksız, ne kadar bedbahtçadır. Abbasileri yıkan, Bağdat’ı ateşe veren Moğollar’dır. Moğollar ve Türkler şuan olduğu gibi dil bakımından anlaşamazlardı ve Moğollar Bağdat’ı işgal ettiklerinde halifeyi savunanlar ne Araplar ne de Acemler’di…

Halifeyi canları pahasına savunan Türk hassa ordusundaki Kıpçak ve Harizm Türkleri’dir. Türk hassa birliklerinin başında Aybeg ve Kara Sungur, Türkmenler’in başında ise 24 oğuz boyundan birisi olan Yiva(iva) boy beyi Emir Süleyman Şah bulunuyordu. Bu kumandanlardan Kara Sungut savaşta ölmüş, diğerleri de halifeyi savaşa teşvik etmekten dolayı Moğollarca katledilmiştir. Halbuki Arap olan halifenin veziri İbnul Akami halifeyi Moğolları yenebilecekken boyun eğmeye ikna etmiştir. Hatta vezir İbnul Akami birçok kaynakta Moğol Hülagu’ya gizli mektuplar yollayan bir vatan haini olduğuna dikkat çekilmiştir.

Velhasılı Türkler İslam için gerek Bizans’a gerek Moğollar’a gerekse Araplar’ın kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda oluk gibi kan akıtmışlardır ve bir çok candan olmuşlardır.

Bir diğer örneğimiz ise Kavimler Göçü'yle birlikte Avrupa'ya geçen Türklerdir. Orta asyadan çıkan türkler önlerine çıkan kavimleri de yanlarına alıp Avrupa'nın ortalarına kadar gelmişler ve şuanki Avrupa'nın etnik yapısının temelini oluşturmuşlardır. Bazı Türk boyları ise diğer kültürlerden etkilenip Hristiyanlığı seçmiştirler (Macarlar, Bulgarlar, Peçenekler).

Hristiyan olan Türk boyları uzun yıllar Bizans ordularında önemli yerlere gelmişlerdir. Bu ordular önceleri Bizans'a avantaj sağlarken Malazgirt Savaşı'nda dezavantaja dönüşmüştür. Orduda hatırı sayılır ölçüde bulunan Peçenekler, Sultan Alparslan'a destek vererek Bizans'ın büyük ölçüde kan kaybetmesine neden olmuşlardır.

Türklerin askeri alandaki dehalarını birkaç sayfaya sığdırmak imkansızdır.

Türkler dünya siyasetine adlarını altın harflerle yazan bir millettir. Lakin buradaki Türk adını sadece bir kafatası yapısına veya bir kana, boya velhasılı bir ırka maal etmek yanlıştır. Bu söylem yeni değildir taa ilk Türklerden beri büyük dostluklar kurulmuştur. Türkler gittikleri yerleri medenileştirip teşkilatlandırmıştır. Bunun da neticesi olarak her iki tarafa da serpilip büyümüştür. Diyeceğim odur ki bazı provakasyon aracı söylemlerden uzak bir şekilde toplum bilinciyle yaşamaktır. Bu şekilde olursak "Çanakkale misali ne İngiliz kalır, ne Fransız..."

Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun!

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Bölücü sapıklar aklına koysun

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok!

Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok...

Çerkezi yok, Kürdü yoktur, Türkü yok...

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Allah bir, vatan bir, bayrak bir beden

Yanlış yola sapmayalım bilmeden!

Doğu, batı diye ayirmak neden?

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

-Abdurrahim Karakoç

* Şükrü SARIDERE